İstanbul’un Fethi Hakkında Bilgi

istanbulun fethiII. MEHMET, 6 nisan 1453 te Bizansın muhasarasına başladı. 11 nisanda, 5 günlük muhasaranın verdiği tecrübeye göre, bataryalarına yer degistirterek yeniden tanzim etti. 18 nisanda Adalar (Büyükada vs.) fetholundu. 22 nisan gecesi, 67 küçük gemilik Türk donanmasının karadan yürütülmek suretiyle Ha~ liç’e indirilmesi mucizesi başarıldı. Bizansın bütün ümitlerini kıran bu hâdise, şöyle cereyan etti.

Türk donanması geceleyin sırtları , tepeleri aşıp Haliç’e yaklaşırken Bizanslılar tarafından görüldü. Fakat Haliç’teki Bi-zans donanması, Zağanos Paşa’nın Kasım-paşa sırtlarında» açtığı dehşetli ateşin tesirinde olduğundan, hiçbir şey yapamadı.

Türk donanmasının kızaklar üzerinden Halic’e indirildiği kendisine bildirildiği andan itibaren, İmparator için, gemileri imha ça-resini düşünmekten başka çare kalmamıştı. 28 nisandaki Bizans baskını, 150 Bizans gemicisinin Türk toplarının ateşi altında Haliç’te boğulması ile neticelendi. Bizanslılar, bir tek Türk gemisini bile yakamadılar.

5 mayısta, Beyoğlu tepelerine de Türk ba-taryaları yerleştirildi. Bu suretle düşmanın deniz kuvvetleri, savaşın sonuna kadar Haliçte hareketsizliğe mahkûm edildi. Halbuki Halice inen Türk gemileri, ince teknelerdi. Haliçteki Bizans ve Venedik gemilerinin iriliği ile mukayese edilemezdi.

Donanmanın Halic’e indirildiği gün, binden fazla fıçı ve sandal üzerinde bir gece içinde muazzam bir köprü kuruldu. Bunun üzerinden 5 kişi yan yana rahatça geçebiliyordu, toplar yürütülebiliyordu. Bu, Türk tekniğinin bir harikası idî. II. Mehmet’in karadan donanma yürütmesi hakkında, bu hükümdarın amansız düşmanı olan Bizans tarihçi
si Prens Dukas, şu şekilde fikir beyanından kendini alamamıştır.

“Böyle bir harikayı kini gördü ve kim işitti? Zamanımızın Iskenderi olan II. Mehmet, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine, dağların tepelerinden gecirdi”

Bizans askerlerinin seçkinleri bile, alelâde Türk askeri kadar harb fenninde bilgili değildi. Prens Dukas şöyle diyor:

“Türk askerlerinin her biri Apollón’dan çok daha mahir okçu idi; yeni İraklides idiler ve her biri, 10 düşmana karşı gelebilecek şekilde yerleştirilmişti”

Büyük Macar ordusu ve Papa’nın müdahalesi ile hazırlanan Haçlı donanması, Bi-zansı kurtarmak için yola koyulmak üzere bulunuyordu.
26 mayısta gelen Macaristan elçileri, Padişahı bütün Avrupa devletleri ile harbet-mek mecburiyetinde kalacağı tehdidiyle korkutmak istediler. Gerçekten Venedik ve Papalık donanmalarının Ege Denizinde Sakız önlerine kadar geldiği haber alınmıştı. Büyük tasavvuf adamı Ak Şemsettin, bu tehditlere kulak asmaması ve Feth-i Mübîn’in kendine müyesser olduğu telkinleriyle, II. Mehmet’i manen destekliyordu.

istanbulun fethi kısaca

istanbulun fethi kısaca


29 mayıs günü sabah namazından sonra Padişah, atına bindi; bütün maiyetiyle beraber sûrların önüne geldi. Ak Şemsettin ve Molla Gûrânî gibi büyük bilgin ve dinî liderler, binlerce dervişgazi ile beraber, ön saflarda tekbir getiriyorlardı. Bu tekbirler, Mehterin ateşli nağmeleriyle karışıyor, kilometreler boyunca yayılıyordu.

Fecirle beraber başlıyan kahredici topçu ateşinin himayesinde Türk askeri, sûrlara tırmanmaya başladı. İstanbul, çepçevre tazyik ediliyordu. Hassas noktalarda bu tazyik, fevkalâde şiddet kesbetmişti. Türk donanması, azapları (deniz piyadesini) Marmara kıyılarında denize bırakıyor; bunlar, deniz sûrlarına tırmanmaya uğraşıyorlardı.

Topkapısı önündeki vuruşma pek kanlı geçiyor, her iki taraf da fedakârlığın son haddini gösteriyordu. Arka arkaya Topkapısı’na tırmanmak is-tiyen iki saflık Türk askerleri, sûrlardan püskürtüldü.

Bizanslılar, sönmiyen ve üzerine su atılınca büsbütün parlıyan «Rum ateşi» ni kullanarak, Türk askerini yakmaya Çalışıyor, büyük taşlar fırlatarak şehidedi-yorlardı.

Hayati nokta, bu kapı idi. Üçüncü saf Türk askeri Topkapısı’na tırmanmaya teşebbüs ederken, Prens Demetriyos Kanta-kuzinos ve Prens Nikolaos Paleólogos kumandasındaki son Bizans birlikleri de Top kapısı önüne sürüldü. Lâtin askerlerinin kumandanı Cenevizli Giustiniani’nin yaralandığı için muharebe meydanım terketmesi, Bizanslılar için büyük bir darbe oldu.

Giustiniani’nin çekilmesinden hâsd olan müdafaanın umumi durgunluğu, II. Mehmet’in gözünden kaçmadı. Dördüncü Türk safının Topkapısı’na tırmanmasını emretti.

Ulubatlı Hasan ismindeki küçük rütbeli bir subay, yanında 18 askerle beraber, diğer hücum kollarından önce davranarak sûrlara ilk defa Türk bayrağım dikti. Aynı anda yüzlerce koldan gelen ateş ve ok isabetiyle şehit oldu. Sancağın dikilmesinden birkaç dakika sonra, Kerkoporta kapısı, Türklerin eline geçti ve ilk Türk askeri, buradan şehre adım attı.
Bunu gören Bizanslılar, sûrları terketti-ler; bu Türk birliğim ezmek için harekete geçtiler. Zira bu Türk birliği takviye edilecek olursa, Bizans ricat hatları kesilmiş demekti. Fakat Türk askerini şehirde gören halk, müthiş bir panik havasına kapıldı. Türk birliği, ardı arkası kesilmez Türk bö-lükleri ile takviye görürken, halk, Ayasof-ya yolunda yığınlaşıyordu.

Topkapısı kesiminde öyle bir vuruşma oldu ki, küçük bir sahaya iki taraftan yığılan kuvvetler, yaralanmış Bizans İmparatorunu ayak altında bıraktı. Bir azap askerinin imparatora sonuncu darbeyi vurduğu rivayet edilir.

Haliç sûrlarını Cebe Ali Bey, Tekfur Sarayı sûrlarını Karaca Bey, Marmara sûrlarını Amiral Hamza Bey, bu sıralarda yarmaya ve bu anlarda şehre girmeye başladılar. Zağanos Paşanın büyük birlikleri de şehre girince, her taraftan Türk askeri, Ayasofya istikametinde ilerlemeye başladı. İki Kili-se’nin, yani Katolik ve Ortodoks mezheplerinin ittihadından beri Ayasofyaya uğramı-yan Bizans halkı, Hıristiyan âleminin bu en büyük mabedini doldurmaya başladı.

Sancağın Ulubatlı Hasan tarafından sûrlara dikildiğini gören ve ondan itibaren «Fâtih» diye anılan II. Sultan Mehmet, Peygamberin senasına mazhar olmanın sevinciyle, atından inip toprağa secde etti; Allaha hamdeyledi. Ortaçağ, son bulmuştu.

21 yaşındaki Padişah, 8.30 a doğru şehre girdi. Ayasofyaya geldiği zaman, saat 10 u geçiyordu. Şehrin belli başlı yerlerinde kıp-kırmızı Türk bayrakları dalgalanıyordu.

Ayasofyayı 50 000 e yaklaşan bir kitle hıncahınç doldurmuştu. Ortaçağların anla-yışına göre bu kitle, zaferin mey vasi idi; kendilerine her şey yapılabilirdi. Fakat Fâtih, devrinin adamı değil, istikbalin adamıydı. Doğu Roma Fâtihi, Ayasofyada görülünce, başta Ortodoks Cihan Patriki olmak üzere herkes secdeye kapandı; yalvarıp bağışlanmalarını istediler. Türk Hakanı, halka eliyle işaretle onları sükûna davet etti:

“Kalkınız, dedi; ben hepinize söylüyorum ki, tebeam sıfatiyle artık ne hayatınız, ne de hürriyetiniz için gazabımdan korkmayınız”

Bu sözler, yeni bir devri müjdeliyordu, îstanbulun Türkler tarafından fethedilmesi bütün İslâm âleminde sevinç uyandırdı. Bu münasebetle Kahire’de, Halife ve Sultan ‘ın emirleriyle muazzam şenlikler ve donanmalar yapıldı. Mısır ve Suriyede halk, günlerce bayram etti. Türk şehitlerinin ruh-larına camilerde minnetle dua edildi. Hin-distanda bile fetih kutlandı. Güney Hindistan Türk İmparatorluğu sultanı II. Ahmet Şah Behmenî, Fâtihi tebrik etmek üzere hususi bir sefaret heyeti yolladı.

Fetih haberi, Avrupada bomba tesiri yaptı. İmparator III. Friedrich, Venedik Cum-hurbaşkanı (doçu) Francesco Foscari ile bu-luşup Roma imparatorluğunun Türklerin eline düşmesini bütün tafsilâtiyle görüştü. Bir müddet sonra 20 kadar Avrupa devleti ve Asyadaki müttefiklerin birleşip, Türkiye-ye savaş açtılar. Fâtih, bu uzun savaştan gö-rülmemiş bir siyasi ve askerî deha ile bütün düşmanlarına baş eğdirdi.

Fethi gören başka bir Hıristiyan tarihçi de şöyle yazmaktadır:
^Sonunda o mağrur Türk 74 imparator tarafından savunulan muhteşem Istanbulu aldı. II. Mehmet, şan ve şeref bakımından Büyük Iskenderi, Komayı bile geçmiş oldu.» Trabzonlu Georgios ise şöyle demektedir:

Mehmet, şüphesiz Kirus’tan, Büyük iskender’den ve Sezar’dan büyüktür. Hattâ bir kelimeyle söylemek lâzım gelirse, gelmiş geçmiş bütün hü-kümdarların üstündedir». Îstanbulun Fethi, 22 asırlık Türk tarihinin en mühim hadisesidir. Türklerin tarihte kazandıkları şereflerin en muhteşemidir. îstanbulun Fethi, dünyanın mukadderatını cihan tarihinin akış istikametini değiştirmiştir. 977 yıl süren Ortaçağ, bu hâdiseyle kapanmış, Yeniçağ başlamıştır.

Bu Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş
Etiketler: 

Yoruma cevap yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*