Abbasiler Döneminde Sanat Eserleri

Abbasi devri sanatı

Halifelik 750 yılında Emevîlerden Abbasilere geçince, merkez. Şam­dan Bağdat’a götürülmüş ve böylece Sasanî sanatıylc sıkı bir ilişki kurulmuştur. Yüzyıl­lardır devamlı gelişen İran kültürünün etkisi altında İranlılaşma tehlikesiyle karşılaşan Ab­basi halifeleri, Türkleri yardıma çağırmışlar, fakat bu kez siyaset, kültür ve sanat bakı­mından tam bir Türk egemenliği ortaya çık­mıştır. Böylece Abbasi’lerle İslâm sanatına Türk etkileri girmeye başlamış ve sürekli bir gelişme göstermiştir. Müslümanlığı kabul eden Türkler, Asya’dan devamlı batıya doğru ak­mışlar, bu gelişleriyle mimari, resim, süsleme ve el sanatlarında gelişimi sağlayarak yeni olanaklar yaratmışlardır.

Harun Reşit zamanının bin bir gece masallarmdaki Bağdat’tan bugün bir şey kalmamış­tır. Halife Mansur, 762-766 yılları arasında Dicle kenarındaki ilk başkenti Bağdat’ı şe­hircilik bakımındao bir yenilik olarak daire biçiminde kurdurmuştur. Dairenin ortasında cami ve saray bulunuyordu. Bütün bunların dışında Abbasîler devrindeki en önemli olay, Bağdat’ın kuzeyindeki Dicle kenarında, 838-883 yılları arasında 50 yıl kadar başkent olan Samerra’nın kuruluşudur.

33 kilometre uzun­luğunda geniş bir alanı kaplayan Samerra, dünyanın en büyük kentlerinden biriydi. Nü­fusu çok kısa bir süre içinde bir milyona ulaş­mıştı. Burada 1911-13 yılları arasında Alman­lar, 1936 da Irak hükümeti tarafından yapı­lan kazılar sonunda, Abbasi sanatına ait kıy­metli eserler, camiler, saraylar, evler mey­dana çıkarılmıştır. Bütün bunların yanı sıra Samerra’da şehirciliğin gerektirdiği her şeyin düşünülmüş olduğu görülmektedir.

Bu devrin en büyük eseri, halife Mütevek­kil tarafından 848-852 yılları arasında yaptı­rılan, 240 x 156 metre boyutlu, içinde 150.000 kişinin rahatlıkla namaz kılabileceği Mütevekkiliye ya da ikinci adiyle Büyük Camidir. Bu­gün yalnız çevresini kaplayan duvarlar ve malviye denen minaresi kalmıştır. Bu minare Babil’in basamaklı ziguratlarını anımsatmak­ta, spiral minareye dışarıdan rampalarla çıkılabilmektcdir.

Aynı halife tarafından yap­tırılan bunun bir diğer benzeri, daha kuzey­de, 861-62 tarihli Ebu Dülef camiindedir. Onun da minaresi Mütevekkiliye camiindeki gibidir. Bunların üçüncü Örneği Mısır’dadır. Abbasî­ler devrinde Mısır’da ilk Türk devletini kuran Tulunoğlu Ahmet‘in, eski Kahire’de 877-879 yılları arasında yaptırdığı Tolun camii, Samerra geleneğinde bir yapıdır.

Dünyanın en büyük kentlerinden Samerrada dinsel yapılar yanında saraylar, gerek kap­ladıkları alan, gerek içlerindeki süslemeler yönünden Sasanî saraylarını gölgede bıraka­cak niteliktedir. Bunların yanı sıra Kerbclâ yakınında. IX. yüzyılda yapılan Uheydir sa­rayı da diğerleri kadar önemle üzerinde du­rulacak bir yapıdır. Bu saray, planı bakımın­dan ilk bakışta Emevîlerin Meşetta sarayını anımsatmaktadır. Ortada giriş kısmı, sonra tören avlusu ve daha sonra kabul salonları gelmektedir.

abbasi sanatı

abbasi sanatı

Halife Mütevekkili’nin 854 tarihinde yapardı İti Balkuvara sarayı. Dicle nehrine teraslar halinde inmektedir. 1250 metre uzunluğunda bu büyük eserin asıl saray kısmı 460 x 575 metre büyüklüğündeydi. Kazılarla ancak bir kısmı çıkanlabilen bu saray, halifenin oğlu Mutez’in sünnet düğünü için yapılmıştı.

Tören salonları büyük avluları, polo oynamak için alanları bulunan bu sarayın, ayrıca Dicle’ye doğru uzanan bahçelerinin ortasında bir de havuzu vardı. Samerra’riaki Balkuvara’mn dı­şında büyük Ölçülerde yapılmış, daha birçok saray bulunmaktadır. Bunlarda da genellikle duvarlar süslemelerle bezenmiş ve çeşitli üs­lûplar kullanılmıştır. Saraylardan evlere ka­dar devamlı kullanılmış bulunan bu üslûplar­dan biri, özellikle Türkler tarafından doğu­dan buraya getirilmiştir. Duvar resimlerinde görülen tipler de Türk tipleridir.

İslâm sanatında ilk türbe de yine Samerra-da yapılmıştır. Bu türbe. Kubbet-ül-Süleybiye adım taşır. Hazreti Muhammet ve diğer hali­feler kendilerine türbe yaptırmamışlardır. İs­lam kaynaklurı halife Mutasım, Mutez ve Muhtedi’nin bir türbede yattıklarını yazarlar. Bunun içinde de üç mezar vardır. Mutasım 862’de öldüğüne göre bu yıllarda yapılmış ol­malıdır.

Samerra ayrıca keramikleriyle de ün salmış­tır. Daha Önce cam üzerine yapılan ve çok pırıltılı bir görünüm veren tekniğe, perdah tekniği adı verilir. Bu teknik ilk defa Samerra’da kullanılarak, keramik sanatında İleri bir adım atılmıştır.

 

Bağdat ve Samerra’nın dışında Abbasiler zamanında İran’da da büyük camiler yaptırıldı Fakat dayanıksız malzemeden yapıldık­ları için yıkılıp gittiler. VIII. yüzyılın son ya­rısından kalma Damgan camii. İran’daki en eski örnektir. Silindirik minaresi. Selçuklular devrinden kalmadır. İsfahan’ın doğusunda. X. yüzyıldan kalma Nayin camii, alçıdan yapıl­mış süslü mihrabıyle önemli bir yapıdır.Abbasi yapılarında genellikle tuğla kullanı­lırdı. Bu. taşın çok az bulunduğu bir yöre olu­şundan ileri gelmektedir.

İslâm sanatının kişiliğinin belirmesi Abbasilerle ortaya çıkmış, bu gelişmede Sasani ve Türk sanatının etkileri olmuştur. Süsleme sa­natında beliren yenilikler, mimarîye bağlı ya da bağımsız olarak büyük bir canlılık göster­miştir. Bütün yönleriyle bu devir sanatı. İs­lam sanatının oluşumu ve gelişimi için atılım­larla doludur.

Emevî devrinin araştırma ve bileşime git­me eğilimi. Abbasilerle belirli bir üslûba ulaş­mış, bu arada doğu dünyasıyle ilişkiler ku­rulmuş, yeni beslenme ve gelişme kaynaklan bulunmuştur.

Bu Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş
Etiketler: ,

Yoruma cevap yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*